08 Şubat 2016 Pazartesi

AYŞE HÜR HANIMEFENDİ'YE CEVABEN...

03 Eylül 2012, 20:53
AYŞE HÜR HANIMEFENDİ'YE CEVABEN...
 Ayşe Hür’ü birçoğumuz yazıları dolayısıyla tanırız. Kendisi geçtiğimiz hafta Radikal Gazetesi’nde Pazar yazıları yazmaya başlamış ve ilk yazısını da Malazgirt Savaşının yıldönümü olması sebebiyle bu konuya ayırmıştı. Yazısını okuyunca, yazıyı popüler tarih tarzında yazılmış bir yazı olmakla beraber tarihi gerçeklerden uzak denilebilecek bir yazı olarak değerlendirdim. Bu kanaate varmamın sebebi ise, Malazgirt Savaşı’ndaki olayların gelişiminin, resmi tarih tezlerindeki yazıma benzer bir üslûpla yazılmasıydı. 



Savaşın yapıldığı dönemde bölgenin ekseriyetini oluşturan Kürtlerin bu zaferdeki rollerine değinilmediği bir tarafa, yazıda Kürt kelimesine bile rastlayamadım. Kendisini nisbeten demokrat olarak tanıdığımız Ayşe Hür’ün bu yanlışının bilgi eksikliği olabileceğini umarak kendisine bir e-mail gönderdim .Yüzeysel olarak, Kürt Mervani Devleti’nin savaşçılarının da Alparslan’a destek verdiklerinin birçok tarihçi tarafından kayda geçirildiğinin bir tarihi gerçek olduğunu belirttim ve bu gerçeğe yazıda neden hiç değinilmediğini sordum. Cevap gelmedi ama dünkü yazısında memnuniyetle öğrendim ki bu soruyu soran yalnız ben değilmişim. Ayşe Hür kendisine bu konu ile alakalı birçok mesaj geldiğini ve yerinin kısıtlı olması sebebiyle “Malazgirt’e Kürt katkısı” konusunu bu haftaya bıraktığını yazmış. 

Burada belirtmem gereken bir tespitim daha var. Benim düşünceme göre Ayşe Hür bu tepkilerin geleceğini bilerek, Malazgirt’de Kürtlerin desteğine bilerek değinmeyerek bir tartışma ortamı oluşturmak ve gelecek yazısının daha popüler olacağını da tahmin ederek bu yola başvurmuştur. Başarmıştır da. Burada beni memnun eden durum, benim gibi birçok duyarlı ve tarih bilincine sahip Kürdün bu yazıyı sorgulaması ve tepkilerini demokratik bir şekilde göstermesidir. Amaç ne olursa olsun bu konunun gündeme gelmesi, 1000 yıl önce yaşanan bir olayın detaylarıyla incelenmesine de bir fırsat sunmuştur. Bu yazıda, Malazgirt konusunda kaçak dövüşen Ayşe Hür Hanımefendiye cevaben bir şeyler yazmak ve tarihi gerçekleri, onun yaptığı gibi Türk milliyetçi muhafazarlığı tescilli TTK’nın yayınlarını kaynak göstererek değil, tarihi belge niteliğindeki kaynaklarla cevap vermek amacı güdülmüştür.

Belirtilmesi gereken bir diğer durum ise Hür’ün duruşu itibariyle, aslında tezlerini tasvip etmemesi gerektiğine inandığım, ideolojileri ve milliyetçi-muhafazakar yazıları ile bilinen iki tarihçi olan Mustafa Armağan ve Erhan Afyoncu’dan kötü anlamda etkilenmiş olmasıdır. Bu tarihçilerin Türk olmayan milletlere bakış açıları ve resmi ideoloji eksenli yazıları bilinmektedir.  Hür’ün yazısı özellikle Armağan’ın 2009 yılında Zaman Gazetesinde Malazgirt’i işlediği yazısının kötü bir kopyası olarak sayılabilir. Kopya lafı ağır gelebir ama her iki yazıdaki benzerlikler şaşırtıcı. İsteyenler her iki yazıyı karşılaştırabilir ve bu sonuca ulaşabilirler. Alıntıları hatta birkaç paragrafları bile aynı maalesef. Ve bu yazılar özgün olarak büyük medyanın “demokrat” gazetelerinde yayınlanıyor. Bu arada özgürlükleri kısıtlandığı için Yıldırım Türker ve Cevdet Aşkın gibi demokrat ve cesur kalemlerin  gazeteden ayrılıp, Ayşe Hür’ün de bu yazıyla yani resmi devlet ideolojisine hizmet etmekten başka bir işe yaramayan bir yazıyla Radikal’deki kariyerine başlamasının yorumunu da siz değerli okuyuculara bırakıyorum.

Bilindiği gibi Türk tarih tezinde Malazgirt Savaşı ve Zaferi Anadolu’nun kapılarının Türklere açılmasının miladı olarak işlenmektedir. Bu kısmen doğrudur ve tarih orada Bizans ordusunun büyük bir yenilgi aldığını kaydetmiştir. Bizleri ilgilendiren ise Kürtlerin daha doğrusu o zaman oldukça güçlü bir Kürt Devleti olan Mervanilerin bu zaferdeki katkılarıdır. Ayşe Hür’ün konuyu sulandırma amaçlı kendi deyimiyle “şakayla karışık ‘Popüler Kürt Tarih Tezi’ adını verdiği “ bu tarihi gerçek dönemin ve daha sonraki dönemlerin birçok tarihçisi tarafından kayda geçirilmiştir. Öncelikle Ayşe Hür’ün yazısından bir bölümü okumamız gerekiyor. 



Ayşe Hür, savaşın kazanılmasında Kürtlerin yaptığı katkıya asla inanmadığını belli ettiği yazısında;



“Peki, Alparslan’ın ordusunda Kürtler var mıydı? Önce şunu tekrarlayayım: Birincil ve ikincil Bizans, Ermeni, Süryani ve Batı kaynaklarında Kürtlerin katkısından söz eden olmadığı gibi Türk, Ghuzzlar, Uzlar, Oğuzlar, Türkmenler, Irrakiyye (Şii Türkmenler) terimleri bol bol geçiyor. Bu kaynaklarda Büyük Selçuklu Sultanlığı’nın bir ‘Türk’ devleti olduğu konusunda mutabakat var. Aynı durum Arap kaynaklarında görülüyor ama yine de Kürtlerden söz eden iki Arap kaynağı var. Ali Sevim ve Faruk Sümer’in İslam Kaynaklarında Malazgirt Savaşı adlı kitabında yer alan İbnü’l-Cevzi’nin (ö.1257) anlatısı şöyle: “Az önce 10 bin Kürt de Sultan’a katılmıştı. Bununla beraber Sultan ulu tanrıdan sonra buyruğundaki 4 bin kişilik hassa askerine güveniyordu.” (s.34-35) Bu Kürtlerin kimler olduğu konusunda bilgi vermeyen yazar, Bizans ordusunun mevcudunun 400 bin olduğunu söylüyor. Halbuki bugün ciddi araştırmacılar bu sayının 40 bin civarında olduğunda hemfikir “. 
Aynı kitapta İbnü’l-Adim (ö.1262) de şöyle diyor: “Sultanın yanında 4 bin atlı kalmıştı (…) Sultan Alparslan’a Kürtlerden ve sair kavimlerden olmak üzere 10 bin kadar insan da katılmıştı.” (s. 57) Bu yazar ise Bizans ordusunun 200 bin kişi olduğunu söylüyor. Kitapta yer alan diğer 11 yazar Kürtlerden tek kelime bile söz etmiyor. Bunların kaleme alınış tarihleri savaşa daha yakın, yine de en erkeni 100 yıl sonra”. 

Üslûpdaki alaycılık hemen göze çarpıyor haliyle. Tarihi TTK’nın bastığı bir kitaptan öğrenen ve yorumlayan birinden beklenen bir yaklaşım olarak değerlendirilecek bir üslûp. Burada kendisine başka kaynakların da olduğunu belirtmemiz gerekmekte.


Öncelikle Kürt olmayan tarihçilerin kaynaklarını göstererek  başlayalım, daha sonra Kürt tarihçilerin kaynaklarına başvuracağız;


--- Mısırlı tarihçi Ruvadarî’nin “”Ed-durret’ul Mudiyye fi Ahbari’d Dewleti Fatimiyye” adlı kitabında, 1071’de Selçuklu Alpaslan’a 10.000 Kürt savaşçı katılmıştır denmektedir. Malazgirt’e 10.000 gönüllü Mervani askeri katılmıştır (1).



--- Sultan Alparslan Halep’de iken Bizanslıların Ermenistan’a geldiklerini öğrendi. Son fetihleri dolayısıyla yanında çok az birlik  kalmıştı. Toplayabildiği kadar adamla Basileus ile karşılaşmak için derhal yola çıktı (2) . (Burada tüm kaynakların hemfikir olduğu bir gerçeği de benim belirtmem gerekiyor. Alparslan 55 gün kuşatma altında tuttuğu Urfa şehrinden dönüşünde D.bakır ve Silvan’a uğrar. Mervani Emirlerinden asker desteği sözü alır ve yoluna devam eder, kaynakta belirtilen “toplayabildiği kadar adamla” sözüyle Mervani askerlerinin anlatıldığı açıktır, zira dönüş yolunda D.bakır’a Mevanilerle görüşmeye gider. Kürt tarihçilerin kaynaklarını işlediğimizde bu konu detaylarıyla ele alınacaktır. ) 
 
---1070’de Alpaslan Halep’e yürürken D.bakır üzerinden geçiyordu. Bölgenin hakimi Mervanoğlu Nasr onu karşıladı. 100 bin altınla hediyeler verdi. Surların sağlamlığını görerek elini surlara sürüp sonra teberrüklen eliyle göğsünü sıvazladı (3)



---“Ta Malazgirt savaşından beri beraberiz. Sultan Alparslan Malazgirt'e geldiğinde Molla Ali Yahya Manzuri isimli Kürt komutanın emrindeki 10 bin kişilik ordu onun ekibine katılıyor” (4) .



Burada değinmemiz gereken önemli bir ayrıntı daha vardır. Malazgirt savaşı’ndan 17 yıl önce Alpaslan’ın amcası ve Selçuklu Devleti’nin kurucusu sayılan Tuğrul Bey’in Malazgirt’i kuşatması ve alamaması gerçeği de vardır. İbn’ül Esir bir eserinde “ 1054 yılında Tuğrul çok büyük bir ordunun başına geçerek Rum Kralı’nın elindeki Malazgirt’e doğru ilerledi. Bundan dolayı Mervani Hükümdarı  Nasr’ud Dewle de onu desteklemek için ordu gönderdiği gibi beraberinde bir sürü kıymetli hediye de gönderdi “ (5) .

Bu gerçek şu açıdan önemlidir. Selçuklular daha Anadolu’ya açılmadan önce Bağdat Hilafetinin telkin ve emirleriyle tüm Müslümanlar tarafından desteklenmiş ve en büyük desteği de zamanının en güçlü devleti olan Mervanilerden görmüştür, zira Mervani Devleti’nin en parlak dönemi Nasr’ud Dewle dönemidir. Kendisi 1011-1061 yılları arasında 50 yıl hüküm sürmüş, oldukça zengin ve güçlü bir örgütlenme meydana getirmiştir. Halifeye ve emirlerine uyarak Tuğrul Bey’e destek sunmuştur. Camilerde adına hutbe okutmuştur. Bu destek, Armağan, Afyoncu ve Hür’ün belirttiği gibi Selçukluların vasalı oldukları için değil, İslam Birliği adına Halifenin emir ve telkinlerine uymak içindir. Daha sonra Selçukluların giderek güçlenmesiyle esasen Halifeye bağlı kalarak desteğini sürdürmüştür. Bu destek Alpaslan’a verilen askerlerle devam etmiş ama  ne yazık ki Melikşah döneminde yardım ve destekte bulundukları Selçuklular tarafından ortadan kaldırılmışlardır. Bu ortadan kaldırılışın acı bir hikayesi vardır ve kaynakların dökümünden sonra ele alınacaktır. Şimdi ise Kürt tarihçilerin kaynaklarından faydalanalım.

Kürtler tarihlerini son yüzyıla kadar hep yabancılardan ve egemenlerin dayattığı bilgilerden okumak zorunda kaldılar. Son yüzyılda ise Kürt aydınlanmasının getirdiği olumlu değişiklik ve gelişmelerle beraber, Kürtler de kendi tarihlerini tarafsız kaynaklardan ve kendi kaynaklarından okuma, daha sonra da yazma imkanına sahip olabildiler. Egemenlerin dayattığı ezberlerin bozulması egemenler açısından haliyle rahatsız ediciydi. Bu hemen hemen Kürt tarihini ilgilendiren her konuda geçerli bir durumdu. Kürtlerin kendi tarihlerini okumaları ve yazmaları kendileri için ne kadar olumlu bir gelişme ise, egemenler için bir o kadar olumsuz bir gelişme idi. Bu durum Malazgirt konusunda da kendisini göstermekte ne yazık ki. En aydın diyebileceğimiz yazarlar bile iki-üç resmi tarih kaynağını okuyarak, bunları da değiştirilemez gerçekler olarak sunarak resmi ideolojinin taşeronluğunu yapmaktalar. Bu algıyı bozan değerli araştırmacı-tarihçilerimizin Malazgirt konusunda yaptıkları birçok çalışmaları mevcut ve bunları elimizden geldiğince sizlerle paylaşmak, gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlamak ba’bında elzemdir.



O çalışmalardan Malazgirt ile ilgili olan birkaç bölümü sizlerle paylaşalım şimdi de;



----Alpaslan’ın Tuğrul Bey’den miras kalan askerleri itaatsiz bir tavır içindeydiler.Bu birlikler Fırat’a ilerleyen Alpaslan’ı izlemediler (burada Urfa dönüşü anlatılmakta). Alpaslan 4000 kişilik Hassa Ordusu ile kalakaldı. Alpaslan’ın askeri durumunu gören Romen Diyojen doğuya doğru ilerlemeye başladı (6) .




---Halife, 1064 yılında Ani’yi ele geçiren Alpaslan’a övgü ve dualarını içeren bir bildiri yayınladı. Bu bildiri Alpaslan’ın Kürt ülkesine savaşsız bir şekilde girmesini ve onlarla ittifak kurmasını sağladı (7) .
---Alpaslan’ın 55-60 bin kişilik ordusunda 10 binden fazla Kürt savaşçı vardı. Bunlar Mervanilerin arazisinde bulunan aşiretlerden teşekkül etmekteydi (8) .



---Nizamülmülk’ün tüm çabalarına karşın yeterli sayıda asker toplanamamıştı. Alpaslan’ın yardımına Amed ve Van bölgesinden gelen 10 bin Kürt savaşçısı ile Alpaslan’ın ordusu 15 bini bulur. Kimi tarihçilere göre ise sadece Mervanilerden gelen ordunun sayısı 26 bin Kürt savaşçıdır. Bu da ordunun önemli bir bölümünü teşkil etmektedir.Rakamlar ne olursa olsun gerçek şu ki Malazgirt’de savaşan ordunun önemli bir bölümü Kürtlerden oluşmaktadır. Nitekim Alpaslan ordusuna dini bir biçimde ve İslam’ın birleştirici niteliğinden yola çıkarak yaklaştı (9) .

---Kürtler Selçuklulara yardım olsun diye 14.000 askeri Türk ordusuna veriyorlar. Bunlar birlikte savaşıp Malazgirt’de kazanıyorlar. Anadolu’nun kapısını Türkler ve Kürtler birlikte açıyorlar. Bu İbn’ul Ezrak’ın Mervani Kürtleri tarihinde yazılıdır. Merak edenler gidip bunu okusun. Orijinali Londra Müzesi’ndedir. Bu tarihte Kürtlerin geçmişi ve geleceği var. O dönemde 14.000 asker büyük bir rakam demektir. Ordunun neredeyse yarısına tekabül etmektedir (10) ( Sözü edilen değerli eser, Ayşe Hür’ün “İnternette bazı yazılarda İbnü’l-Ezrak’ın (ö. 1176) Mervani Kürtleri Tarihi adlı kitapta Alparslan’ın ordusuna Mervani (Merwani) Kürtlerinden 14 bin askerin katıldığını okudum. Bu, uydurma bir bilgi. İbnü’l-Ezrak ne bu kitapta, ne de başka anlatılarında Kürtlerden, Kürt askerlerden söz ediyor” diyerek kaynak gösterdiği kitaptır).  
Hür’ün bahsettiği İbn’ül Ezrak’ın Mervani Kürtleri Tarihi adlı kitabı Türkiye’de pek bilinmemesine karşın özellikle İslam Tarihi’ni araştıran araştırmacılar için, kendisinden sonra gelen tarihçilere kaynaklık etmesi bakımından çok önemli ve değerli bir eserdir. Ayşe Hür’ün bu eser hakkındaki bilgi eksikliği apaçık ortadadır. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, İbn’ül Erzak, Mervanilerin en parlak döneminde  Silvan’da yaşamış bir Kürttür. Entelektüel birikimini ve hükümdarlardan bağımsız olarak tarihi kaydetme isteğini, bu eserinden yola çıkarak tüm İslam Tarihi araştırmacıları kabul etmektedirler. 



Eser XII. yüzyıla kadar olan bölge tarihi için eşsiz bir kaynaktır. Bizzat gözlemlerine ve kendinden önce eser veren İslam tarihçileri ve coğrafyacılarına dayanan İbnü’l-Ezrak, eserini kimseye sunma gayreti içinde olmamıştır. Bu özellik esere ayrıca kıymet katmaktadır. Eserin “Mervaniler” ve “Artuklular” bölümü Türkçe’ye çevrilmiş olup diğer bölümleri çevrilmeyi beklemektedir. Arapça orijinal çalışmayı 1956 yılında Mısırlı bir bilim adamı olan Bedevî Abdullatif Avad “Meyyafarikin ve Amid Tarihi” adıyla doktora çalışması olarak yapmış ve M. Emin Bozarslan bu çalışmanın fotokopileri üzerinden 1975 yılında Mervaniler kısmını yazarın önsözü ile tercüme etmiştir. Eserin “Mervaniler” ve “Artuklular” bölümü Türkçe’ye çevrilmiş olup diğer bölümleri çevrilmeyi beklemektedir (11).



Yukardaki çalışmada da belirtildiği üzere, Ayşe Hür Hanımefendi’nin de bahsetmiş olduğu ve Mervanilerin Alpaslan’a yardım ettiğine dair hiçbir emarenin görülmediğini söylediği ünlü ve geniş kapsamlı eserin ilgili kısmının sadece 80 sayfalık el yazması bölümünün  Bedevî Abdullatif Avad tarafından doktora çalışması olarak günyüzüne çıkarıldığı açıklanmaktadır. Diğer bölümlerin de günyüzüne çıkarılmaları gerektiği ve bazı bölümlerinin de maalesef kayıp olduğu da yazılmaktadır. Aynı çalışmada, Ayşe Hür, Erhan Afyoncu ve Mustafa Armağan’ın yazılarında değindikleri ve kendisiyle beraber sadece İbn’ül Adim’in Mervanilerin katkısı konusunu işlediklerini  söyledikleri İbn’ül Cevzi ve benim yukarıda (5) numaralı kaynakta belirttiğim eserinde  Kürt askerlerinin daha 1054’de Tuğrul Bey’e yardım koştuğunu  yazan İbn’ül Esir hakkında çok önemli ve önemli olduğu kadar, zikrettiğim günümüz üç araştırmacısının koro halinde dillendirdikleri tezlerini çürütmek için çok değerli olan bir bilgi daha mevcuttur. 12. asırda eserini yazan İbn’ül Erzak’ın eserinde Mervanilerin Alpaslan’a asker gönderdiği konusuna değinmediğini iddia eden kişilere büyük bir cevap niteliğindedir. Tabiri caizse zurnanın zırt dediği yerdir. Suçüstü yakalanma da diyebilirsiniz ( buradaki suç tarihi çarpıtmadır). Eminim ki bu bilgiye daha önceden haiz olsalardı, bu iddiada bulunmadan önce iki dakika durup düşünürlerdi ve yine eminim ki bu iddiada bulunmazlardı.


Çalışmadaki ilgili bölümü aynen aktarıyorum;


---Avad, İbnü’l-Ezrak’ın ( d.1117-ö.1181) aşağıda sıralanan yazarlar ve eserler için kaynak olarak kullanıldığının çok açık bir şekilde anlaşıldığını belirtmektedir. Bunlar şöyle
sıralanmaktadır:



1. İbnü’l-Esir, el-Kamil fit-Tarih (ö. 1233)
4. Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mir’at’üz-Zeman (ö.1256)



Görüldüğü gibi iki ünlü bilgin ve tarihçinin de İbn’ül Ezrak’ın müthiş eserini kaynak olarak kullandıkları çok açıktır ve bunu eserin bulunan tüm nüshalarını incelemiş olan Avad söylemiştir. Her ikisinin de eserlerini yazdıkları tarih  dilimleri, İbn’ül Ezrak’ın ölümünden çok kısa bir süre sonradır. Bu da eserin bazı bölümlerinin henüz kaybolmadan ve  eksiksiz olarak iki tarihçi tarafından okunduğunun delilidir. Mervanileri işledikleri bölümlerde, Mervanilerle ilgili dönemin en önemli eserinden ve o dönemi birebir yaşamış olan yazarının tecrübelerinden faydalanmadıkları söylenemez. Her ikisinin de Mervanilerin Selçuklulara değişik zamanlarda asker gönderdiklerini yazmaları gerçeği ispat için yeterlidir.

Tarihi doğru ve tarafsız okumak gerekliliği karşımızda durmaktadır. Bu gereklilik, geçmişte beraber mücadele etmiş halkların geleceğe nasıl yön vermeleri gerektiğini kavramaları açısından gereklidir. Taraflı ve milliyetçi tarih yazımları insanları doğru bilgilendirmekten ve birleştirmekten çok, ayrıştırıcı  özellikleriyle halkları birbirinden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Tarihi doğrular asla değişmez zira kaynakların yazılış dönemi ve karşılaştırılmaları neticesinde gerçekler elbette ki okuyucu tarafından anında fark edilir. Tarihi bilerek çarpıtma gayeleri beyhude birer çaba olarak kaydedilmekte ve yazarlarıyla beraber kısa bir süre sonra da haklı olarak unutulmaktadır. Bu gerçekten hareketle tarih , doğru ve objektif yazılmalıdır. 

Çarpıtmalara verilebilecek önemli bir örnek daha vardır. Malazgirt’de Diyojen’in ordusunda paralı Türk askerlerinin olduğu ve daha sonra bunların saf değiştirerek zaferin kazanılmasında önemli rol oynadıkları resmi tarih tezlerinde mevcuttur. Bu kısmen doğru bir bilgidir. Bizans ordusundaki Peçenek ve Oğuzların savaşın gidişatına bakarak taraf değiştirdikleri bir tarihi gerçektir. Buna karşı çıkan tarihçi yok denecek kadar azdır. Ama öte yandan Alpaslan’ın en güvendiği kurmaylarından biri ve aynı zamanda damadı olan “Navekiyye” Türkmenlerinin lideri Erbasgan’ın, Bizans ordusu saflarına katılması ve savaşta Anadolu feodallerinden Nikefer Botanietes ile birlik olup, Diyojen’in ordusunda beraberce güçlerini birleştirmeleri ve daha sonra Diyojen’in esir düşmesiyle Botanietes ile beraber Konstantinapolis’e, Botanies’in imparatorluğunu ilan etmek için hızla döndüklerini  (12) çok az tarihçi yazmıştır. Bu ve bunun gibi pek çok örnek objektif tarih yazımının, resmi tarih tezlerinde yeri olmadığının göstergesidir. Diyojen’in bir Kürt savaşçı tarafından esir edilmiş olduğu ise bir efsane olarak Kürt sözlü literatüründe yüzyıllardır söylenegelmektedir. Kürtlerde sözlü tarih anlatımının önemli bir yeri vardır ama bunu ispatlayacak bir belge yoktur, bu yüzden sadece sözü edilen Kürt savaşçının isminin “Şaro” olduğunun anlatıldığını belirtmekle yetineceğiz. Malazgirt kelimesinin ise Me-Lez-Gird yani hızla yakaladık, bastık kelimelerinin birleşiminden doğmuş olduğu iddiası ise bana göre doğrudur. Çünkü olayların ve savaşın gelişimi Bizans ordusuna yapılan ani baskınlarla ibrenin Selçuklu-Mervani ordularının lehine çevirmiştir. Bu bilinen bir gerçektir zira sayıca çok üstün ve ağır olan Bizans ordusu, hafif Kürt ve Türk süvarilerinin ani baskınları sonucu bozguna uğramıştır, ve tüm tarihçiler de bu taktiği doğrulamaktadır.

Malazgirt’den sonra 9 yıl gibi kısa bir sürede 1080 yılında Anadolu’nun bir diğer ucu olan İznik’in, Kutalmış oğlu Süleyman tarafından fethi de Kürtlerin Selçuklulara karşı hiçbir direniş göstermediklerini ve topraklarından serbestçe geçmelerine din kardeşliği adına izin verdiklerini göstermektedir. Aksi olsaydı eğer, dönemin şartları gereğince, karşılarındaki tek set olan Kürtlerle savaşmaları ve bu sebeble yıpranmış olmaları gerekirdi. Bu olmuş olsaydı eğer, 9 sene gibi kısa bir sürede İznik’e ulaşmaları ve yıpranmış ordularla oraları fethetmeleri de herhalde imkansız olurdu. 

İbn’ül Ezrak’ın eserinde ve daha sonra eserinin kaynak olarak kullanıldığı birçok eserde Mervanilerin, Melikşah tarafından tarih sahnesinden nasıl silindikleri de acı olaylar halinde anlatılmaktadır. Mervanilerin Malazgirt’de verdikleri destek ve kayıplardan sonra Anadolu’nun zengin topraklarında hiçbir direnişle karşılaşmadan ilerleyen Selçuklular, Melikşah’ın 1072 yılında babası Alpaslan’ın ölümünden sonra tahta geçmesiyle beraber Anadolu’nun zenginliklerinden faydalanarak en parlak dönemlerini yaşadılar. Mervani Sarayında uzun yıllar görev yapan, çevirdiği entrikalar ve yaptığı yolsuzluklar yüzünden saraydan kovulan Mervani veziri Fahr’ud Dewle bin Cuheyr Melikşah’a sığınır ve Melikşah kendisine sarayda bir görev verir. Açgözlülüğü ve hainliğiyle ünlü olan bu şahsın mizacını İbn’ül Erzak çağdaşı olması hasebiyle ayrıntılı olarak yukarıda bahsettiğimiz ünlü ve eşsiz eserinde kaydetmiştir. Bu açgözlülüğünün ve Mervaniler tarafından kovulmasını hazmedememesinin etkisiyle, Mervani saraylarındaki zenginliklerin ve hazinelerin ihtişamını Melikşah’a anlatarak, kendisinin bu hazinelerin yerini bildiğini ve eğer Melikşah izin verirse bunları Sultan’ına hediye etmek istediğini söyler. Melikşah ise babasına ve İmparatorluğuna büyük katkılar yapmış hatta devletinin bu seviyeye yükselmesine vesile olmuş olan Mervanileri, bu sözler ve vaat edilen hazineler karşısında bir kalemde silmiştir. Melikşah, 1083 yılında Mervani hazinelerini çıkartmak ve kendisine göndermek ve aynı zamanda bu devletin imparatorluk hazinesine ödemesi gereken vergisini düzenli düzenli hale getirmek şartı ile Fahr’ud Dewle bin Cuheyr’i D.bakır ve Ahlat Emirliğine atadı. Cuheyr, Artuk Beyle güçlerini birleştirerek D.bakır ve Sivan’ı daha sonra da Erzen’î kuşatarak iki yıl içerisinde Mervani ülkesini işgal ve tarumar etmiştir. Son Mervani Hükümdarı, akrabalarının yanına Cizre’ye kaçmış ama gözünü para ve intikam hırsı bürümüş olan Cuheyr onu orada da rahat bırakmamış, en sonunda sene 1086 senesinde Mervani Devleti, daha önce defalarca din kardeşliği adına yardım ve destekte bulunduğu Selçuklular tarafından ihanete uğrayarak tarih sahnesinden silinmiştir (13) .

 
Bütün bu yazılanlar, o dönem yaşamış tarihçilerin ve daha sonra onların eserlerini kullanarak o dönemi tahlil etmeye çalışan bilim adamlarının eserlerinden faydalanılarak yazılmıştır. Büyük bir çoğunluğunun da kendi alanlarında otorite olduklarının da kabul edildiğini  belirtmek zorundayız. Tarih yazımı popüler tarzda bile olsa böyle yazılmak zorundadır. Birkaç taraflı yayın veya ideolojisi belli yazarı okuyarak tarih yazımı yapmak yanlışlara ve onların yaptıklara ezberlere katılmak olur. Ayşe Hür de maalesef bu yanlışı yapmıştır. Ezberletilen resmi tarih tezlerinden kurtulmak ve onlara karşı bilimsel temelli savlar geliştirmek gibi asil bir görev dururken, yanlışlıklar ve çarpıtmalarla dolu o tezleri savunmak Ayşe Hür’e hiç yakışmamıştır, daha doğrusu eski yazılarını takip eden iyi bir okuyucusu olarak ben yakıştıramadım. Dilerim hatasını anlar ve daha objektif (eskiden olduğu gibi) yazılar yazarak aydınlanmaya olumlu anlamda katkı sunar. 

Mervanilerin uğradığı ihanet bir ibret vesikasıdır. Yavuz zamanında yaşanan Çaldıran Savaşı’nda Kürt Mirliklerin gösterdiği dayanışma ve daha sonra Kanuni döneminde maruz kaldıkları ihanet gibi veya Kurtuluş Savaşı’nda büyük can ve mal kaybı yaşayan Kürtlere, savaştan sonra, daha önce verilen sözlerin tutulmadığı gibi. Bunların hepsi ibret vesikalarıdır ve gayri resmi tarih tüm çıplaklıklarıyla kaydetmekte tereddüt etmemiştir. Tarihi yalanlarla yazmak beyhude bir çabadır. Resmi tarih yalanları böyledir maalesef, yatsıya kadar yanar, daha sonra zamanı gelince sönmeye mahkum olurlar.…



************************
KAYNAKÇA



1- Uluslar arası Oğuzlardan Diyarbakır’a Sempozyumu, 2004, sayfa 213.
2- Ermenilerin Tarihi, Rene Grousset
3- İslam Kaynaklarında Malazgirt Savaşı, Ali Sevim-Faruk Sümer, TTK, sayfa 24.
4- Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ö. Vehbi Hatipoğlu, Barış ve Kardeşlik için gönüllü birliktelik Konferansı, Trabzon, 5 Ocak 2010.
5- El Kamil, Cilt 9, sayfa 223, İbn’ül Esir.
6- Beş büyük kavşakta Kürtler ve Türkler, Ahmet Özer.
7- Tarihte Kürt-Türk ilişkileri, Torî.
8- Kürtler, Mehrdad Izady.
9- Beş büyük kavşakta Kürtler ve Türkler, Ahmet Özer.
10- Mehdi Zana, Aksiyon Dergisi Haşim Söylemez ropörtajı, sayı 643, 2007.
11- e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi -www.e-sarkiyat.com- ISSN: 1308-9633 Sayı: VII, Nisan 2012, İBNÜ’L-EZRAK VE ESERİ “MEYYÂFÂRİKÎN VE ÂMÎD TARİHİ” ÜZERİNE TÜRKİYE’DE YAPILAN ÇALIŞMALAR IŞIĞINDA BİR DEĞERLENDİRME
Ercan GÜMÜŞ
Mardin Artuklu Üniversitesi
12- Türkler ve Kürtler, Suat Parlar
13- Mervani Kürtleri Tarihi, İbn’ül Erzak.- Kürt ve Kürdistan Tarihi, Mihemed Emîn Zekî Beg.- El Kamil, İbn’ül Esir ( Her üç kaynakta da gelişmeler benzer şekilde aktarılmıştır. Anlatımlarda hiçbir fark yoktur. Bu da kendisinden sonraki tarihçilerin İbn’ül Ezrak’ın eserinden kaynak olarak  faydalandıkları tezimizi ispat açısından ayrıca anlamlıdır).

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 1 yorum mevcut

    • M.Ş.EKİNCİ 3 yıl önce yorumlandı

      Devletin ve devlet "aydın"larının kokuşmuş tarih tezlerini entellektüel anlamda deşifre etmek ve tarihi gerçekleri gün yüzüne çıkararak paylaşmak her gerçek aydının görevidir.. Göstermiş olduğunuz aydın çabanız için şükranlarımı sunuyorum....

      Sevgi ve saygılar...

    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SAYFALAR
    KARİKATÜR
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV