Bugun...



Botan Beyliği -Emirliği(1330-1885)
Tarih: 11-10-2017 14:16:48 Güncelleme: 11-10-2017 14:28:48 + -


Botan,(eng:Bohtan) günümüzdeki Cizre'nin daha önceki ismidir.Dolayısıyla Botan beyliğine bir takım kaynaklarda Cizre beyliğide denilmektedir.Botan beyliği 1330 seneninde heyetmiştir.Çaldıran savaşından sonra Baban,Hakkari ,Soran beylikleri gibi Osmanlıya

facebook-paylas
Tarih: 11-10-2017 14:16

Botan Beyliği -Emirliği(1330-1885)

Yurtsever Mir olan,Köklü Kürd ailelerinden Bedirhanilerin hikayesi.. İlk Kürdçe gazetenin, ilk Kürdçe radyonun, yasaklı dilimizin ilk latin abecesinin lideri Bedirxani kardeşlerdir. Onları saygı ve minnetle anıyoruz.

Botan Beyliği -Buyrukluğu(1330-1885)

Botan,(eng:Bohtan) günümüzdeki Cizre'nin daha önceki ismidir.Dolayısıyla Botan beyliğine bir takım kaynaklarda Cizre beyliğide denilmektedir.Botan beyliği 1330 seneninde heyetmiştir.Çaldıran savaşından sonra Baban,Hakkari ,Soran beylikleri gibi Osmanlıya bağlanan bir beylik haline geldi.Botan Emirliğide denilmektedir.

Botan beyliği takriben 4 yüzyıl varlığını sürdürmüştür fakat Botan beyliği deyince şüphesiz ilk akla Bedirhan gelmektedir.
Daha önceki Cizre beylerinin soyundan olup, babası Mansur Han (paşa) dedesi Abdulaziz’de Diyarbakır’da vilayet yapmıştır. Bedirhan Bey’in babasının isimi Abdullah’tır. Aile sırası olarak Mustafa Han, Mansur Han, Buyruk Haysiyet Han, Buyruk Mehmet Han, Buyruk Haysiyet Han’a erişmektedir.
Bedirhan, 1821 seneninde daha 19 yaşındayken Botan Beyliğinin başına geçmiş ve kısa vakitte isminden söz ettirmeyi muvaffak olmuştur.

Bedirhan'ın başında olduğu Botan Beyliği Osmanlı vaktinde çağdaş bir devletleşme yolunda ehemmiyetli mesafeler katetmiştir.
Botan Kürt Beyliği'nin öncüsü Bedirhan,beylikten ziyade modern bir devlet anlayışı içinde hareket etmiş tarihte isminden sıklıkla söz etirmiştir.
Bedirhan Bey, 1821 seneninde tahta çıktığı vakit beyliğinin ilk dokuz senesi, dağınık ve baş kaldırmış çevre aşiretleri düzene almak, birlik sağlamakla geçti. Kuşkusuz en büyük yardımı, Şeyhülislamı Mella Abdulkuddusi (R.A.) ve askerlik işlerine bakan Tahir Ağa (Tahir Mamo), hazine ve içişlerine bakan Efendi Ağa ile suvari kumandanı Hamid Ağa yapmışlardır.

Bedirhan Bey, 1838 Seneninde Osmanlı Devleti’nin en sadık mütesellimlerinden birisidir.1839 seneninde Osmanlı saflarında Nizip Savaşında Mısır Valisi Kürt Mehmet Ali Paşa’nın silahlı gücü karşısında Osmanlı silahlı gücü ile beraber yenilmiş ve binlerce askerini kaybetmiştir.Osmanlının yanında savaştığı Nizip savaşından sonra kaybettiği asker sayısı bakımından Botan beyliğinin askeri gücü zayıflamıştır.

Bedirhan ile Osmanlı Anlaşmazlığı ve Olaylar

Bedirhan Bey’in hakimiyet dönemi kendisi açısından talihsiz bir döneme eşit gelmiştir. Çünkü bu dönemde Osmanlı’nın başında sultan II. Mahmud vardır ve Sultan Mahmud, Sultan Selim döneminden beri yarı özerk vaziyetindeki Kürt beyliklerine pek de sıcak bakmamaktadır. 1828 seneninde II. Mahmud zamanında Kürt buyrukluklarına yönelik yürütülen politikanın neticeninde yalnızca birkaç buyrukluk kalmıştı. Bu buyruklukların başlıcaları Baban, Soran ve Botan buyrukluklarıydı. Sultan Mahmud, Kürt öncülerini tanımadığını açıkça ortaya koymuş ve onların yerlerine Türk memurları atamıştı.

II. Mahmud'un otoriter baskıcı yönetmi ile yıldızları sulhmayan Botan Beyi Bedirhan ,1842 seneninde Cizre başşehir olmak üzere bağımsızlığını duyuru etti.

Bedirhan Döneminde Yapılan Yenilikler

Osmanlı, Mısırlılarla uğraşırken, Kürt beyliklerine yönelik yapmak istediği tertip etmeleri bir müddet erteledi. Bedirhan, bunu fırsat bildi ve diğer Kürt beylikleri, üzerinde hakimiyetini kurmak için harekete geçti. Bütün aşiret öncülerine adamlarını gönderdi. Önceden düşmanı olan Hakkari buyruğu Nurullah Bey’le ilişkilerini düzeltti. Moks beyi Abdal Han’ı da kendi tarafına çekmeyi muvaffak oldu. Birkaç sene içinde Mardin ile İran arasındaki bütün bölgeyi denetimi altına aldı ve Kürt aşiret reislerinin çoğu emirin vassâlı oldu.

İttifaka giren taraflar kendi topraklarında yarı yıkılmış kaleleri ve istihkâmları yenilemeye, sahip bulundukları asker sayısını arttırmaya başladılar.

1840’a gelindiğinde, Bedirhan’ın egemenlik alanı içerisinde Viranşehir, Sincar, Siverek, Diyarbekir, Siirt, Urmiye, Sablah, Musul ve Revandız bulunmaktaydı. Bu yerler ismen Osmanlı Devleti’nin olmasına karşın, gerçekte Bedirhan Bey’in egemenliğinde bulunuyordu. Bedirhan Bey bu kayıtsız tavrının bir gün büyük devletlerden reaksiyon alacağını biliyordu. Bu yüzden elindeki silahlı gücü güçlendirme yoluna gitti.

İlk önce Avrupa’dan uzman kişileri Kürdistan’a getirterek, Cizre’de biri barut, ötekisi silah imalatı yapan iki atölye kurdurdu. Bunlarla da kanaat etmeyerek Avrupa‘ya Kürt gençlerini göndererek, savaş teknolojileri ile ilgili eğitim görmelerini sağladı.

Bedirhan Bey çok tutkulu ve ülkücü bir öncüydü. Van Gölü’nde gemi yapım çalışmalarına başlaması bu özelliğini ispat etmeye yeterlidir sanırım. Gemileri, Van Gölü’ nde taşımacılık ve nakliye için kullandı.

Bedirhan, silahlı gücünü güçlendirmek için her yola müracaat etti. Hakimiyeti altında bulunan yerlerde kuruluş ettiği adalet kulaktan kulağa dağılmıştı. Bu yüzden Botan’a Kürdistan’ın dört bir yanından göçler oluyordu. Bedirhan, bu göçleri bir tek şartla kabul ediyordu. O da, ''ata, tüfeğe, kılıca ve silaha sahip bulunmaktı.'' Bu şart silahlı gücün hızla büyümesini sağlıyordu.”

Bedirhan Bey‘in kurmuş olduğu bir ''müracaat etme meclisi'' var, kararlarını alırken onlara müracaat etmeyi hiç bir vakit savsaklamıyordu.

Müracaat ettiği (Osmanlı gibi) ''Şeyhülisam‘ı'' vardı. Şeyhülisam‘ dan dini onay almadan adım atmıyor.

Yabancı şarkiyatçılar, o dönemde Kürdistan‘ı gezdiklerinde asayişin çok iyi olduğunu aktarıyorlar. Bedirhan Bey, hakim olduğu bölgelerde müthiş bir güvenlik şağlamış ve batılı gezginler at üzerinde meselesiz Kurdistan’ı gezmişler.

Bedirhan Bey için ''Kürdistan`da ikinci bir Osmanlı yarattı'' ifadeler de o dönemde kullanılmıştır.Şeyhülisamı ile, asayişi ile, sanatı, edebiyatı, askeri gücü ile küçük bir Osmanlı yaratmıştı sanki.

Bedirhan Bey döneminde Kürtler ''sanat'' ve ''modernite''nin bol olduğu bir rönesans dönemi de yaşamıştır.

Bedirhan Bey, hakimiyeti altında olan yerlerde sosyal dayanışmalara destek çıkmış, fonlar ayırırken, halkını mutlu kılıyor, aç susuz bırakmıyor, onlara iş olanağı yaratıyordu.

Bedirhan, buyrukluğuna göç eden köylülere toprak veriyordu, bunun karşılığında, onlardan ele geçirdikleri ürünün üçte birini vergi olarak alıyordu.

Bedirhan, buyrukluğundaki fakirleri da gözetiyordu. Cizre’de aş haneleri kurdurdu.

Bedirhan’ın egemen olduğu bölgelerde suç işleyenler sert biçimde cezalandırılıyor, hırsızlık yapanların eli kesiliyordu. Bu yüzden onun bölgesinde hırsızlık olaylarına hemen hemen hiç rastlanmıyordu.

Bedirhan ülkesini gezen Rus araştırmacı Ditil, izlenimlerini şöyle aktarıyor:

“Bu yörede gerçekleşen genel asayiş ve emniyet kaide halinde gelişmiş ve Bedirhan Bey’i ülkesinde çocuk, elindeki altın ile korkmadan gezmeye başlamıştır. Diğer yörelerde yaşayanlar buralara göç ediyorlar ve insanlar buralardan ayrılmak istemiyorlar.”

Ditil’in izlenimleri de gösteriyor ki, Bedirhan’ın egemen olduğu topraklarda asayiş tam anlamıyla sağlanmıştı.

Bedirhan, yalnızca Müslüman Kürtler’e değil, buyrukluğundaki Ermeni ve Asuriler’e de eşit davranıyordu. Buyrukluğun merkezi olan Cizre’de her dine üye olanların özel ibadethaneleri mevcuttu.

Kaynakların hemen hemen hepsinin hemfikir olduğu konu, Bedirhan ülkesinde, vaktin büyük devletlerinin hiçbirinde olmadığı kadar adaletin, huzurun ve zenginliğin var olduğudur.

Tarihler 1842’i gösterdiğinde Bedirhan artık hiç olmadığı kadar güçlüydü. Kürdistan’daki bütün Kürt beylerini hakimiyeti altına sokmuş, onlarla “mukaddes İttifak” isimi altında bir anlaşma imza atmıştı. Kürt beyleri Bedirhan’a boyun eğmek zorundaydılar; zira hiç birisi Bedirhan gibi barut ve silah imal eden fabrikalar kuracak, Van Gölü’nde “deniz taşımacılığı”yapacak kadar kuvvetli değildi.

Bedirhan ailesi döneminde ''Kürdistan'' isimiyle ilk Kürt gazetesi çıkartıldı.
22 Nisan 1898 tarihinde Mikdad Midhad Bedirhan ve Abdurrahman Bedirhan kardeşler tarafından yayınlanan Kürdistan gazetesi (toplam 31 sayısı neşrolmuştur). Türkçe ve Kürtçe olan gazetenin yayınları arasında Ahmed-e Xani Hazretlerinin tanınmış yapıtı Mem u Zin tefrikası da bulunmaktadır

Nasturi Başkaldırısı ve Bedirhan'ın Yaptığı Sefer

Sıcak bir yaz günü, Bedirhan Bey’in yazlık konağına iki adam gelir. Aceleyle Bey’in huzuruna çıkarlar. Asabi ve üzgün oldukları her hallerinden belli olan bu kişiler, Bey’e gecikmeden maruzatlarını deklarasyonlar:

‘Bizler seyyidiz.Yüce dinimize olan bağlılığımızdan hiç kuşkumuz yoktur. Bu yüzden size geldik. Maruzatımız şudur ki; bu gün iki gencecik evladımızı katleden Nesturi gavurlarına hadlerini bildirmenizi ve herkese bir Seyyid’i öldürmenin cezasının ne denli büyük olduğunu göstermenizi istiyoruz. Bu kırıma gerektiği şekilde karşılık vermediğiniz takdirde, öte dünyada dedem Hz. Muhammed’e sizi yakıntı edeceğimizden kuşkunuz olmasın.’

Bedirhan Bey bir müddet düşündükten sonra şu cevabı verdi: ‘Beni çok zor vaziyette bıraktığınızı bilmenizi isterim. Nesturilere hadlerini bildirirsem, bu benim beyliğimin sonu olur. Dolayısıyla dünyamdan olurum. Yok şayet sesiz kalırsam, bu sefer de öteki dünyamdan olurum.’

Bir müddet daha düşündü, hemen peşinden derin bir of çektikten sonra: ‘Ben öteki dünyamı seçenek ederim. Hazırlanın sefere çıkıyoruz.’ diye konuştu.”

Nasturi Seferi
Tarihler 1843’ün Haziran ayını gösteriyordu ve Hristiyan Nesturi seferi başladı. Nasturiler hayli bir zamandır boyun eğmez bir tavır takınmışlardı. Vergi vermemeye de başlamışlardı. Oysa Bedirhan bu konuda çok titizdi. Bu yüzden Bedirhan epey bir süredir asi Nasturilere karşı bir sefer tertip etmeyi tasarılıyordu.Bedirhan Bey’i Nasturiler üzerine harekete sevk eden sebeplerden biri, Tiyari aşiretinin saldırgan tutumudur. Bu aşiret, nüfusunun çokluğuna ve mevkiine güvenerek 1843 yılında etrafındaki Kürt aşiretlerine alan okumaya ve saldırmaya başlamıştır. Hem de bir aralık tâbi oldukları Bedirhan Bey’in buyruklarını dinlemedikleri gibi, gönderdiği adamlarını da kılıçtan geçirmişlerdir. Daha sonra Tiyariler, Yukarıya-Pervari köyünün kuzeyinde, Büyük Zap nehrinin batı tarafında bir Müslüman köyü olan Sersepi’de de iki Kürt seyyidini öldürmüşlerdir. Akabinde hem seyyidlerin hem de önceden öldürülmüş olan Bedirhan Bey’in adamlarının kanlı gömleklerini kendisine göndermişlerdir.

Bedirhan bunu savaş ilanı olarak idrak etti. Zati diğer Kürt beyleri de (Amediyeli İsmail Paşa, Hakkarili Nurullah Bey) Nasturilerin son zamanlardaki tavırlarından hoşnut değillerdi. Nurullah Bey, defaatle Bedirhan Bey’e Nasturilere karşı sefer tertip etmeyi öneri etmişti.

Bedirhan, nihayet kararını verdi ve bütün Kürt beylerine haber saldı. Nesturilere karşı bir silahlı güç oluşturdular. Bu ordu Van’dan Rewanduz’a ve Dicle’den İran hududuna kadar olan bölgeden toplanmıştı.

Kürt Ordusu harekete geçti ve Kutran Geçidi’ni tırmanırken ilk direnişle karşılaştı. Savaş başladı.Bazı kaynaklara göre Tiyar’a tertip eden bu sefer esnasında 10 bin, bazılarına göre ise 20 bin Nesturi öldürüldü. Bedirhan Müslümanların hanelerine beyaz bayrak asmalarını buyurdu; hata sonucu haneleri yakılmasın diye.

Hristiyan Nasturi'lerin öldürülmesi dünyada tepki ile karşılandı ve İngiliz, Fransız ve Rus konsoloslukları Osmanlı’yı mektup bombardımanına tutarak, Bedirhan’ı durdurmalarını ve yaptıklarından dolayı cezalandırmalarını istediler.

Bazı tarihçilerin iddaa ettiği Nasturi olayından haberimiz yok ifadesi gerçeği yansıtmamaktadır.Bununla beraber Osmanlı devleti de bu olayda bir nebze hisse sahibidir. Musul Paşası (Valisi), Nasturi patriği Mar Şamun’a gönderdiği bir mektupta olası bir savaşta ''Kürtlere karşı Nesturileri desteklekleyecektir'' ifadeleri ile Nasturi'leri Bedirhan'a karşı kışkırtıyorlardı.

Bedirhan-Osmanlı Savaşı

Osmanlı hükümeti, biraz da batılı devletlerin ısrarıyla Bedirhan'ın varlığına bitirme ile ilgili harekete geçti. Osmanlı, ilk etapta bu işi barışçıl yollarla çözmeyi ümit ediyordu. Bu amaçla Diyarbekir Valisi Hayreddin Paşa, Cizre’deki Nakşibendi şeyhlerinden Salih, İbrahim ve Azrail Efendilere Nisan 1847’de yazdığı mektupta, kendisinin Nakşibendi tarikatı müridlerinden olduğunu,Bedirhan Bey’in de Nakşibendi tarikatına dahil bulunduğunu duyduğunu tarikat kardeşliği münasebetiyle Bedirhan Bey’e öğüt etmelerini ve Bedirhan’ı teslim olmaya ikna etmelerini istemiştir.

Ama, Bedirhan Bey’in ikna olmaya hiç niyeti yoktu. Bunu Anadolu Silahlı gücü Komutanı Müşir Osman Paşa’nın raporundan takip edelim:

Kaymakam Ahmet Bey’in ifadesine göre, Bedirhan Bey, üzerine varılırsa savaşacağını söylemiştir. Buna cevaben Ahmet Bey, ''size iki gün süre veriyoruz, güzelce düşünün. Süre bitinceye kadar hakkınızda hasım muamelesi yapılmayacaktır''. diye öğüt etmişse de, Bedirhan Bey, ''süreye hacet yoktur. Hemen bir saat önce yapacağınızı yapınız, geleceğiniz varsa, göreceğinizde vardır. Benim Orak (Evrah olacak, M.M) isminde sağlam ve kuvvetli bir kalem var. Siz değil üç kral gelse zapt edemezler. Takatim kesilinceye kadar sizinle kavga edeceğim. Nihayet, baş edemediğim halde, kaleme çekileceğim.''diye cevaplamıştır.

Bedirhan’ı ikna yoluyla teslim alamayacağını anlayan Osmanlı, büyük bir silahlı güç kurmak için hazırlıklara başladı. Artık Mısır meselenini da halletmiş olan Osmanlı, bütün gücünü bu silahlı güç için seferber edebilirdi. Nitekim öyle de oldu; Urfa’dan Harput’a, Erzurum’dan Bağdat’a ve Musul’a, bir hayli yerden silahlı güçler çağrıldı. Oluşturulan bu muazzam silahlı güç takriben 35 bin kişiden oluşuyordu ve iki koldan harekete geçti. Sağ kanada Müşir Osman Paşa, Sol kanada ise Ferik Ömer Paşa kumanda ediyordu.

Ferik Ömer Paşa kumandasında 2 Temmuz 1847’de harekete geçen sol kanat silahlı gücünün hedefi Van bölgesine hakim olan Han Mahmut ve Abdal Han’ dı. Ferik Ömer Paşa, iki Kürt bey üzerinde hakimiyet kurdu.

Aynı zamanda silahlı gücün sağ kanadına kumanda eden Müşir Osman Paşa da Bedirhan Bey’i hedef alarak Diyarbekir üzerinden Botan’a yönelmişti.

Bedirhan, 35 bin kişilik tam donatımlı Osmanlı ordusuna, 15 bin kişilik hudutlu olanaklara sahip ordusuyla karşılık verecekti. Buna rağmen, ilk çarpışmada Bedirhan’ın kuvvetleri galip geldi. Bundaki en büyük etken, bölgenin dağlarla kaplı olması ve Osmanlı kuvvetlerinin bölgeye yabancı olmasıydı.

Umduklarını bulamayan Osmanlı bir defa daha hilleli yollara müracaat etmiş ve Bedirhan Paşa’nın güçleri arasında ikilik sokmayı muvaffak olmuşlardır. Bazı kaynaklar “Osman Paşa, Bedirhan Paşa’nın sarsılmaz direnişini görerek savaşa devam etmekle birlikte, asırlık Osmanlı hilekarlığına müracaat etti. Rüşvet ve sınırsız yüksek rütbe vaatleri ile Bedirhan Paşa’nın güçlü bağlaşıkları içinde hainler bulmaya çalıştı ve başardı. Ne gariptir ki, bu hain kişi, Botan silahlı gücünün sol kolu kumandanı olan, Bedirhan Paşa’nın yeğeni Yezdan Şer’in ta kendisi idi. Yezdan Şer ileriyi iyi görmeyen, zayıf bir kabiliyete sahip olduğu için, Osmanlı’nın vaatlerine kandı ve amcasına, velinimetine ve ırkına aldattı. Düşman safına geçti. Dolayısı ile, Bedirhan Paşa’nın hiç ummadığı bir şeydi. Yezdan Şer Cizre’yi Osmanlı’ya teslim etti”.

Evet Bedirhan, hiç ummadığı bir olayla karşılaştı: Cizre’yi savunması için görevlendirdiği yeğeni Yezdanşêr, Müşir Osman Paşa’nın vaatlerine kanarak saf değiştirdi ve Bedirhan’ın gözü gibi baktığı Cizre’yi Osmanlı güçlerine teslim etti.Saklı cephanelerin yerleri ortaya çıkmış ve silah fabrikası Osmanlılarca ele geçirilmişti. Aynı zamanda Kars, Van ve Muş’ta da Kürt aşiretleriyle Osmanlı askerleri arasında küçük çaplı çatışmalar oluyordu. Bir sonraki çatışmada Kürt beylerinin yardıma geç erişmesi neticesi Bedirxan Bey, böylelikle bu hıyaneti ömrü süresince unutmayacak, bağışlamayacaktır. Onun yanında kimse, Yezdanser’in ismini anamazmış.

Yezdanşêr’in Bedirhan’a Aldatmasındaki en ehemmiyetli etkenin kıskançlık olduğu anlaşılıyor.

Aynı zamanda Bedirhan, hiç beklemediği bir anda uğradığı hıyanetin şokunu bir an önce atlatarak harekete geçti. Kuzeydeki bütün birliklerini Cizre’yi tekrar almak için seferber etti ve çok geçmeden Cizre’yi tekrar ele geçirdi. Ancak, bu vaziyet uzun sürmeyecekti. Çünkü, Bedirhan’ın ordusu, kuzeyde Osman Paşa’nın birlikleriyle yaptığı çarpışmalarda yorgun düşmüştü. Bununla birlikte, Bedirhan Cizre’ye girer girmez, ordusunda şiddetli bir kolera hastalığı baş gösterdi.

Osman Paşa, Bedirhan’ın Cizre’yi tekrar almasına pek de üzülmüyordu. Aksine, bu beklediği ve İstediği bir vaziyetti. Çünkü, Cizre’yi dört taraftan sarması, Bedirhan’ı yakalaması için yeterliydi. Nitekim, öyle de oldu. Osman Paşa’nın, yeni kuvvetler ve erzak ikmali yapma gibi imkanları olmasına karşılık, Bedirhan’ın böyle bir bahtı yoktu.

Savaşın kendi aleyhine devam ettiğini gören Bedirhan, başkentini istemeyerek de olsa, ayrılarak, beş yüz kadar adamıyla 24 Temmuz 1847’de Evrah (Ewrax) Kalesi’ne sığındı.

Bedirhan, kendisine Büyük Reşit Paşa’nın kaleminden çıkan ''Amanname'' ile, şayet teslim olup İstanbul’a gelirse canına, malına ve ailesine dokunulmayacağı ile ilgili bir mektup gönderildikten sonra, 28 Temmuz 1847’de teslim oldu.

Bedirha önderliğindeki bu büyük çaplı hareket bitirilmiş oldu.

Daha sonra Osmanlı Hükümeti bu başkaldırının bastırılmasında emeği geçenleri çeşitli şekillerde ödüllendirdi. Evvela, Başkaldırının bastırılmasından dolayı çıkarılan ferman bütün memlekette okunarak, padişahın memnuniyeti bildirildi. Daha sonra, başkaldırının bastırılmasında hissesi olanlara “Kürdistan Madalyası” verildi. Bu madalya, 29 mm çapında, bir yüzünde padişahın tuğrası, öbür yüzünde kabartmalı bir dağ dizisi ve bunun yukarısında “Kürdistan “, altında “yıl 1263” yazılı, altın ve gümüşten dört türlü olarak çıkarıldı. L türden olanlar veziriazama, serasker paşaya, Silahlı gücü Hümayun müşirine; H. türden olanlar, ayaklanmayı bastırma işine katılan ferik ve liva paşalara, defterdara, Musul, Harput, Sivas ve Erzurum valilerine; III. türden olanlar, miralay ve mülazım rütbesinde olanlara; gümüş olan IV. tür madalyalar ise çavuş ve bölük eminlerine verildi.

Başkaldırının bastırılmasına en az Osmanlı idaresi kadar sevinenler, tabii ki batılı devletler oldu. Osmanlı hükümeti, tıpkı başkaldırı esnasında olduğu gibi, bu sefer tebrik iletilerine boğuldu.

Bedirhan Bey ve ailesi,Girit’in Kandiye şehrine 31 Ekim 1847’de vardılar. Girit’e gitmek İstemeyen ailesinden bir bölümü İstanbul’da kaldı.49 Bedirhan’ın şeyhi Abdulkuddus Efendi ve Şeyh Abdulgani de Girit’e gönderilenler arasındaydı.

Bedirhan,Girit’teki hayatı süresince bir nevi himaye altında tutuluyordu. Kendisinin oradan kaçıp tekrar “tehlikeli işler” peşinde koşmasından korkuluyordu. Ama, giderek Bedirhan, kendisinin bir daha Kürdistan’ı hiç göremeyeceğini anladıktan sonra Girit’i yeni yurdu olarak kabul etti.

Girit’te 1856’da çıkan Yunan ayaklanmasının bastırılmasında büyük rolü oldu. Bu vesileyle kendisine, Mir-î miranlık rütbesiyle Paşalık unvanı verildi. Ayrı olarak kendisine, eğer isterse İstanbul’a gelebileceği ve orada oturabileceği söylendi. Hem de, Anadolu tarafında olmamak kaydıyla, Rumeli tarafında, kendisine bir memurluk (Rumeli Valiliği) verilebileceği de bildirildi.

Bedirhan Bey on yıl kadar Girit’te oturduktan sonra, İstanbul’a gelmeyi kabul etti. Burada yaklaşık sekiz yıl kaldıktan sonra, ömrünün son yıllarını geçirmek üzere Şam’a gitti. Birkaç yıl sonra, 1869’da fırtınalı hayatı son buldu.Kürdistan’da can vermek istediğini sultana bildirdiyse de bu isteği kabul görülmedi.

Botan Mir’i Bedirhan Bey can verdiğinde, geride 62 kişilik bir aile bıraktı. 4 hanımı, 21 erkek çocuğu, 21 kızı, 10 torunu vardı.

Buyruk, can vermeden önce bütün çocuklarını yanına çağırarak, onlara vasiyetini izah etti. Vasiyeti şöyleydi:

“Hepiniz hanelerinizde çocuklarınızla Kürtçe konuşun; eğer onlarla Kürtçe konuşmazsanız Kürtçe’yi unutursunuz; Kürtçe’yi unutursanız Kürdistan’ı da unutursunuz; Kürdistan’ı unutan benim evladım değildir.”

BEDİRHAN BEY’İN KİŞİLİĞİ

Bedirhan Bey, Kürdistan tarihinde eşine az rastlanır biçimde, bütün Kürt beylerinin hakimiyeti altına alabilecek kadar otorite sahibi ve zekiydi. Hırslıydı, döneminin en büyük devletlerinden olan Osmanlı’ya kafa tutacak kadar.Görev saatlerinde dahi zikir yapacak kadar dinine bağlıydı. Osmanlı ordusu gibi güçlü bir orduyu defalarca yenebilecek kadar iyi bir askerdi. Kendisini ve ülkesini ziyaret eden batılı gezginlerin hepsini şaşırtacak derecede idare işinde başarılı biriydi.

Bedirhan Bey’in, asla birlik olamamalarıyla tanınmış Kürt beylerini kısa sürede tek bir çatı altında toplayıp, bir tür konfederasyon kurmasıgibi zor biş iş yapmış ve geniş kitleleri bir mıknatıs gibi kendisine çekmiş saygınlıklarını kazanmıştır.

NETİCE

Mir Bedirhan, hiç kuşkusuz, Kürt tarihinin en renkli ve ehemmiyetli şahsiyetlerinden biridir. Onun bu ehemmiyeti, sadece Kürt tarihindeki ilk milli başkaldırıya önderlik etmesinden değil, bu arada Kürt tarihinde eşine az rastlanır biçimde büyük bir alanı hakimiyeti altına alması ve hükmettiği bölgede her manada birliği sağlayabilmesinden de kaynaklanıyor.

Bedirhan Hareketi,kimilerinin öne sürdüğü gibi feodal nitelikli bir hareket değildir. Bu ayaklanmayı diğer aşiret öncülerinin kendi konumlarını güçlendirmek için çıkardıkları ayaklanmalardan ayrı tutmamız gerekir. Çünkü, bu tür ayaklanmalarda, aşiret öncüleri, diğer komşu aşiretleri kendisine rakip olarak görür ve ilk olarak bunlarla mücadeleye girer. Oysa Bedirhan’ın ayaklanmasında bunun zıddı bir durum söz konusudur. Bildiğimiz gibi, Bedirhan’ın ayaklanmadan önce yaptığı ilk iş, diğer aşiret öncüleriyle bir “Kutsal İttifak” imza atmasıdır. Bu da gösteriyor ki, Bedirhan Bey hareketi aşiretler üstü (ulusal) bir hareketti. Evet, Bedirhan bir aşiret öncüsüydü; ancak onun mutlak bu özelliği, yürütmüş olduğu hareketi feodal nitelikli olarak izahımıza yeterli delil oluşturmaz.

Bedirhan ayaklanmasının tam da tüm dünyada ulusal başkaldırıların ortaya çıktığı bir dönemde akım etmesi bir tesadüf değildir. Bu bağlamda, bu ayaklanmayı, öncesindeki feodal Kürt beylerinin çıkardığı ayaklanmalarla bir tutmak yanlıştır. Bedirhan ayaklanması tam anlamıyla bir ulusal kurtuluş mücadelesidir.

Bedirhan Bey, can verdikten sonra, geride bıraktığı ailesi de boş durmamıştır. Torunları, Bedirhan’ın vasiyetini yerine getirdi mi bilinmez; ama en azından birinci kuşak torunları için bunu kolayca söyleyebiliriz. Çünkü, 1898’de Mısırın başkenti’de çıkan ilk Kürtçe gazete “Kürdistan”ı, Bedirhan Bey’in erkek çocuğu Abdurrahman çıkarmıştır. Yeniden

Bedirhan’ın torunlarından Celadet Ali Bedirhan (Emin Ali Bey’in erkek çocuğu) ilk Kürtçe latin abecesinde ehemmiyetli çalışmalar yapmıştır.

Son zamanlarda yaşayan Bedirhaniler, garip bir şekilde, kendilerinin bu soya üye olduklarını gizlemektedirler.




Bu haber 116 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER TARİH Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • FANTASTİK
    FANTASTİK
  • ATATÜRK
    ATATÜRK
  1. Bebişler
  2. Yurdum İnsanı
  3. FANTASTİK
  4. ATATÜRK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Hıranti Hişadagin (Hırant'ın Anısına)
    Hıranti Hişadagin (Hırant'ın Anısına)
  • Can Dikranagerd (Can Diyarbakır) / Armenian Song
    Can Dikranagerd (Can Diyarbakır) / Armenian Song
  • Sıdakhos Official Audio Armenian Song
    Sıdakhos Official Audio Armenian Song
  • Kırgın Çiçekler 5. Bölüm
    Kırgın Çiçekler 5. Bölüm
  • 50 Milyon İnsan Stalin'in Zulmüne Maruz Kaldı
    50 Milyon İnsan Stalin'in Zulmüne Maruz Kaldı
  • Cem Yılmaz | Yabancı dil
    Cem Yılmaz | Yabancı dil
  1. Hıranti Hişadagin (Hırant'ın Anısına)
  2. Can Dikranagerd (Can Diyarbakır) / Armenian Song
  3. Sıdakhos Official Audio Armenian Song
  4. Kırgın Çiçekler 5. Bölüm
  5. 50 Milyon İnsan Stalin'in Zulmüne Maruz Kaldı
  6. Cem Yılmaz | Yabancı dil
VİDEO GALERİ
YUKARI